Hz. Ömer (ra)'in bir müezzini geceleyin ezan okumuştu. Ezanı iade etmesini emretti.
Ebu Davud, Salat 41, (532, 533); Tirmizi, Salat 149, (203)
Nakleden: İbnu Ömer (ra)
Hz. Bilal güneş doğmazdan önce ezan okumuştu. Resulullah (sav) ona: "Haberiniz olsun kul uyudu" diye nida etmesini emretti.
Tirmizi, Salat 149, (203)
Nakleden: Bilal (ra)
Resulullah (sav): "Sabah vakti iyice belirinceye kadar ezan okuma!" dedi ve ellerini yanlara doğru açarak: "Şöyle!" diye gösterdi.
Ebu Davud, Salat 41 (634)
Nakleden: Enes (ra)
Bir kimse, Resulullah (sav)'a sabah namazının vaktini sormuştu. O da Hz. Bilal'e emretti. Şafak sökerken ezan okudu. Ertesi gün ortalık ağarıncaya kadar sabah ezanını tehir etti. Sonra ikamet okumasını emretti ve namazı kıldı. Sonra da adama: "İşte bu, (sabah) namazının vaktidir" dedi.
Nesai, Ezan 12, (2, 11, 12)
Nakleden: Ziyad İbnu'l-Haris es-Sudai (ra)
Sabah ezanının ilk vakti girince, Resulullah (sav) bana emretti, ben de ezan okudum ve: "İkamet de getireyim mi ey Allah'ın Resulü?" diye sordum. (Soruma hemen cevap vermeyip) doğu tarafına, fecre bakmaya başladı ve: "Hayır!" dedi. Ne zaman ki şafak söktü Hz. Peygamber (bineğinden) indi, abdest bozdu. Sonra bana doğru geldi. (Bu ara Ashabı da toplandı.) Abdestini aldı. Bilal ikamet okumak istedi. Resulullah (sav): "Sudai'nin kardeşi ezan okudu, ezanı okuyan ikameti getirsin!" dedi. Ben de ikamet getirdim.
Ebu Davud, Salat 30, (514); Tirmizi, Salat 146, (199)
Nakleden: Simak İbnu Harb (ra)
Bilal, güneş (öğlede, batı cihetine) kayınca ezan okurdu. Resulullah (sav) odasından çıkıncaya kadar ikamet getirmezdi. Odasından çıkınca, O'nu görür görmez ikamet getirirdi.
Resulullah (sav)'ın iki müezzini vardı: Biri Bilal diğeri İbnu Ümmi Mektum el-A'ma.
Müslim, Salat 7, (380); Ebu Davud, Salat 42, (535)
Nakleden: Cabir (ra)
Resulullah (sav) Bilal (ra)'e: "Ezan okuduğun zaman ağır ağır oku. İkamet getirdiğin zaman da peş peşe seri oku. Ezanla ikametin arasına, yemek yiyenin yemeğinden, içenin içmesinden, üzerine sıkışarak helaya girmiş olanın heladan fariğ olacağı bir zaman fasılası koy" diye talimat verdi. Şunu da ilave etti: "Beni görünceye kadar da (ikamet için) kalkmayın."
Tirmizi, Salat 143, (196)
Beni Neccar'dan bir kadın demiştir ki: "Benim evim, Mescid-i Nebevinin etrafındaki en uzun ev idi. Bilal (ra), sabah ezanını evimin damında okurdu. Seher'den gelip, dama oturur vaktin girmesini gözetlerdi. Vaktin girdiğini görünce gerinir, sonra da: "Allah'ım sana hamdediyor, dinini (müslümanların) ikame etmeleri için, Kureyş'e karşı yardımını diliyorum" der, arkadan ezan okurdu." Kadın devamla der ki: "Vallahi, onun bu duayı terkettiği tek gece bilmiyorum!"
Ebu Davud, Salat 33, (519)
Nakleden: Ebu Hüreyre (ra)
Namaz için ezanı ancak abdestli olan okusun.
Tirmizi, Salat 147, (201)
Bir diğer rivayette şöyle buyrulmuştur: "Ezanı ancak abdestli olan okusun." Tirmizi der ki: "Önceki rivayet daha sahihtir."
Tirmizi, Salat 147, (200)
Nakleden: Osman İbnu Ebi'l-As (ra)
Resulullah (sav)'ın bana en son vasiyetlerinden biri de, ezanına mukabil ücret almayan bir müezzin tutmamdı.
Resulullah (sav) ile birlikte sabah namazı için beraber çıktık. Uğradığı her adama namaz için sesleniyor veya ayağı ile dürtüyordu.
Ebu Davud, Salat 293, (1264)
Nakleden: Ebu Ümame (ra)
(Bir seferinde) Bilal (ra) ikamete başlamıştı. Kad kameti's-salat deyince Resulullah (sav): "Allah onu (namazı) ikame etsin ve daim kılsın!" buyurdu, İkametin geri kısmında, müezzinin söylediklerini tekrar ediyordu.
Ebu Davud, Salat 39, (528)
Nakleden: Nafi' (ra)
İbnu Ömer (ra) sefer sırasında ikamete sadece sabah namazından hem ezan, hem de ikamet her ikisini okurdu. Derdi ki: "(Seferde ezana hacet yok, çünkü) ezan, kendisine cemaat gelecek olan imama mahsustur."
Muvatta, Salat 11 (1, 73)
Nakleden: Ebu Cuhayfe (ra)
Anlattığına göre, Hz. Bilal (ra)'i ezan okurken görmüştür. Der ki: "Ben, ezan okurken, onun ağzını şu tarafa, bu tarafa (sağa sola) dönerken takibe koyuldum." (Tirmizi'nin rivayetinde şu ziyade mevcuttur: "İki parmağı kulaklarının üzerinde olduğu halde...")
Ebu Davud'da şu ifadeye yer verilmiştir: "(Bilal), hayye ala's-salat, hayye ala'l-felah cümlesine gelince boynunu sağa ve sola çevirdi, bizzat kendi dönmedi."
Müslüman neden zulme karşı savaşmalı:
وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَالْمُسْتَضْعَف۪ينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَٓاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا مِنْ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ اَهْلُهَاۚ وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ وَلِياًّۚ وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ نَص۪يراًۜ
Size ne oluyor da: "Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, katından bize bir sahip çıkan gönder, katından bize bir yardımcı gönder" diyen zavallı çocuklar, erkekler ve kadınlar uğrunda ve Allah yolunda savaşmıyorsunuz?
(Nisa - 75)
Kur'an-ı Kerim basit bir kitap değildir. Bir ayetten 3 kişi 3 ayrı mana çıkarır;
Avam : Okuduğu gibi anlar (meal).
Alim: Okuduğunu hadis ve sünnetle birleştirip tefsir eder (yorumlar).
Arif: Ayetin Allah katındaki gerçek manasını anlar.
Arapça okunan Ku'ran-ı Kerim gerçek manaya isabet eder!