Kendisinden kasru's-salat yani namazın kısaltılması hakkında sorulmuştu. Şöyle cevap verdi: "Resulullah (sav) üç millik mesafeyi veya -Ş'be'nin şekkine göre- üç fersah mesafeyi dışarı çıktı mı iki rek'at kılar."
Müslim, Salatul-Müsafirin 12, (691); Ebu Davud, Salat 271, (1201)
Nakleden: İbnu Abbas (ra)
İmam Malik'e ulaştığına göre, İbnu Abbas (ra) Mekke-Taif arasındaki kadar, Mekke- Usfan arasındaki kadar ve keza Mekke-Cidde arasındaki kadar mesafede namazı kasrediyordu. Malik der ki: "Bu mesafeler dört berid'dir."
Muvatta, Kasru's-Salat 15, (1, 148)
Nakleden: İbnu Abbas (ra)
Resulullah (sav) Medine'den Mekke'ye gitmek üzere yola çıktı. Rabbulalemin'den başka hiç bir şeyden korkmuyordu. Yolda namazı ikişer ikişer (yani kasrederek) kıldı.
Resulullah (sav) ile birlikte Mekke'ye gitmek üzere Medine'den çıktık. Efendimiz yolda namazları ikişer ikişer kılıyordu. Medine'ye dönünceye kadar hep böyle yaptı." Enes'e: "Mekke'de ne kadar kaldınız?" diye sorulmuştu: "Orada on gün kaldık" dedi.
Resulullah (Mekke'de) ondokuz gün ikamet etti ve namazları kasretti. Biz de (bundan böyle) sefer yapıp ondokuz gün ikamet ettik mi namazları hep kasrederdik, ondokuzundan fazla kaldık mı artık dörde tamamlardık. (Ebu Davud'un bir diğer rivayetinde "...Onyedi gün" denmiştir. Nesai'nin bir diğer rivayetinde: "Fetih senesinde Mekke'de onbeş gün ikamet etti ve namazları bu esnada kasretti." denmiştir.)
Fetih günü, Resulullah (sav)'la birlikte Mekke'de hazır bulundum. Mekke'de onsekiz gece kaldı, bu esnada namazları hep iki kıldı. Şöyle hitabediyordu: "Ey bölge halkı! Siz bize bakmayın, dört kılın. Biz hep yolcuyuz (bu sebeple kasrederek iki kılıyoruz).
Ebu Davud, Salat 270, (1229)
Nakleden: Cabir (ra)
Resalullah (sav) Tebük'de yirmi gün ikamet etti ve namazları hep kasretti."
Ebu Davud, Salat 280, (1235)
Nakleden: Harise İbnu Vehb (ra)
Resulullah (sav) Mina'da bize, sayıca en çok olduğumuz ve en ziyade güven içinde olduğumuz bir zamanda namazı iki rek'at kıldırdık.
Resulullah (sav) Mina'da bize iki rek'at kıldırdı, arkasından Ebu Bekr de öyle kıldırdı. Ebu Bekr'den sonra Hz. Ömer ve hilafetinin başında Hz. Osman (ra) da iki kıldırdılar. Sonra Hz. Osman dört rek'atli olarak kıldırdı. İbnu Ömer imamla kılarsa dört kılardı, yalnız kılınca da iki kılardı.
Anlatıldığına göre, Hz. Osman (ra) Taif de emval edinip orada ikamet etmeyi arzu ettiği zaman Mina'da dört rek'at kıldı. Sonra imamlar bununla amel ettiler.
Ebu Davud, Menasik 76, (1961-1964)
Bir rivayette de şöyle denmiştir: "Hz. Osman (sonradan) bedeviler sebebiyle dört kılmıştır. Çünkü o sene pek çok bedevi hacc'a gelmişti. Namazın dört rek'at olduğunu öğretmek için halka dört rek'at kıldırdı." [Bir rivayette de şöyle denmiştir: "(Hz. Osman Mina'da dört kıldı.) Çünkü o, Hacc'tan sonra ikamete azmetmişti."]
Ebu Davud, Menasik 76, (1962)
Ebu Davud'un kaydına göre İbnu Mes'ud (ra) (Mina'da) namazı dört kılmıştı. Kendisine: "Sen, (daha önce dört kıldığı için) Osman'ı ayıplamıştın, şimdi ise dört kılıyorsun!" denilmişti. (Özür beyan ederek) şu cevabı verdi: "Muhalefet zararlıdır."
Ebu Davud, Menasik 76, (1960)
Nakleden: Ömer (ra)
Anlatıldığma göre, Mekke'de namazı halka iki rek'at kıldırdı. Selam verince: "Ey Mekkeliler" dedi, "namazlarınızı dörde tamamlayan. Biz yolcuyuz (bu sebeple iki kıldık)."
Müslüman neden zulme karşı savaşmalı:
وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَالْمُسْتَضْعَف۪ينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَٓاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا مِنْ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ اَهْلُهَاۚ وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ وَلِياًّۚ وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ نَص۪يراًۜ
Size ne oluyor da: "Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, katından bize bir sahip çıkan gönder, katından bize bir yardımcı gönder" diyen zavallı çocuklar, erkekler ve kadınlar uğrunda ve Allah yolunda savaşmıyorsunuz?
(Nisa - 75)
Kur'an-ı Kerim basit bir kitap değildir. Bir ayetten 3 kişi 3 ayrı mana çıkarır;
Avam : Okuduğu gibi anlar (meal).
Alim: Okuduğunu hadis ve sünnetle birleştirip tefsir eder (yorumlar).
Arif: Ayetin Allah katındaki gerçek manasını anlar.
Arapça okunan Ku'ran-ı Kerim gerçek manaya isabet eder!